BESLENME HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Canlılar hayatlarını sürdürebilmek için değişik besinleri uygun miktarlarda almak zorundadır. Alınan bu gıdalarla, organların çalışabilmesi için gerekli enerji elde edilir, büyüme ve gelişme sağlanır, iç ve dış ortamdan gelen zararlı etkilere karşı vücut kendini savunabilir.

Beslenme yetersizliği veya dengesizliği bazı hastalıkların ortaya çıkmasına yol açar. Örnek olarak, fazla miktarda hamur işi ve tatlı yiyen ve yeterince hareket etmeyenlerde şişmanlık, çok fazla miktarda tuz alanlarda, eğer eğilim varsa, tansiyon yüksekliği, hayvansal kaynaklı yağları çok yiyenlerde de damar sertliği gelişebilir.

Ancak, sayılan gıdaların gereğinden az miktarda alınması da beslenme yetersizliği ile sonuçlanır. O nedenle, sağlıklı ve yeterli miktarda beslenebilmek için kişilerin besinler ve beslenme şekli hakkında bazı temel bilgilere ihtiyacı vardır.

KALORİ


Beslenmenin önde gelen amaçlarından biri, gün boyunca harcadığımız enerjiyi sağlamaktır. Bu enerji, aşağıda anlatılacak olan değişik yiyecek gruplarının vücutta yakılması ile elde edilir. Besinlerin yakılması ile açığa çıkan ve vücutta kullanılan enerji miktarı "kalori" sözcüğü ile ifade edilir.


Kalori nedir: "Kalori" enerji veya ısı birimi olarak kullanılan bir terimdir. Günlük uygulamada vücudun aldığı ve harcadığı enerji veya "yakıt miktarı" olarak da açıklanabilir.


Değişik yapıdaki yiyeceklerin vücutta yakılması ile farklı miktarlarda kalori (veya enerji) elde edilir. Örneğin, l gram yağın yakılması ile 9 kalori, l gram karbonhidratın yakılması ile 4 kalori ve l gram proteinin yakılması ile yine 4 kalori açığa çıkar. Organlar görevlerini yerine getirebilmek için bu enerjiyi kullanırlar. Alınan kalori miktarı harcanandan fazla ise kilo alınır; harcanan kalori alınandan fazla ise kilo verilir.

İnsan istirahat halinde iken, saat başına her kilo için yaklaşık olarak l kalori sarfeder. Yani, şahsın kilosu 24 (saat) ile çarpılırsa bir günde kullanılan kalori miktarı bulunur. Örneğin 70 kg ağırlığındaki bir kişi (70 (kg) x 24 (saat)= l 680 (kalori)} harcar. Günlük normal hareketler (konuşmak, okumak, yazmak, kısa mesafeli yürüyüşler vb.) ortalama 500-600 kalorilik ek bir harcamaya neden olur. Böylece, fazladan egzersiz yapmayan 70 kiloluk bir şahıs normal tempolu bir çalışma ile, bir günde yaklaşık 2200 (1680 + 500=2180) kalori sarfeder. Bu kişinin haftada yarım kilo verebilmesi için her gün 500 kalorilik az gıda alması veya 2200 kalorilik gıda aldığı halde her gün fazladan 500 kalori harcayacak ilave egzersiz yapması gerekecektir, (l saatlik tempolu yürüyüş yaklaşık 400-500 kalori harcanmasına neden olur). Kilo verebilmek için yapılacak şey, bir yandan alınan kalori miktarını azaltmak, bir yandan da kullanılan kalori miktarını artırmaktır.

ücudumuz   gereksinimi   olan   kaloriyi   yenilen   değişik yapıdaki besinlerden sağlar.


 

DEĞİŞİK BESİN GRUPLARI, SU, TUZ, VİTAMİN   VE MİNERALLER

Yediğimiz bitkisel ve hayvansal kaynaklı besinlerin kimyasal yapıları birbirinden farklıdır. Aşağıda, değişik besin grupları hakkında özet bilgiler verilmiştir:

PROTEİNLER:


Büyüme ve gelişmenin sağlanması, dokuların onarımı ve vücut savunması için en önemli olan besin türüdür. Kısmen de vücuda enerji sağlamak için kullanılır. Proteinler aminoasit adı verilen küçük ünitelerin vücudumuzda biraraya getirilmesinden oluşur. Bu aminoasitlerden bazıları vücut tarafından yapıldığı halde diğer bazıları vücutta yapılamaz ve mutlaka dışarıdan, hayvansal gıdalardan, alınmaları gereklidir. Mutlaka dışarıdan alınması lazım gelen bu tür aminoasitlere esansiyel (temel) aminoasitler adı verilir.

Bir   protein   kaynağı   esansiyel aminoasit     yönünden     ne     kadar  zenginse,   o   kadar   değerlidir.   Bu bakımdan en değerli gıda yumurtadır. Süt, peynir ve diğer hayvansal besinler de esansiyel aminoasitlerden zengindir.      Öte     yandan,      başta kurubaklagiller  (fasulye,   bakla,   nohut vb.)  olmak  üzere,   buğday,   patates, pirinç gibi bazı bitkisel besinlerde de protein vardır. Ancak, bitkisel proteinler fazla miktarda esansiyel aminoasit içermediği için, hayvansal proteinler kadar yararlı değildir.

Değişik kaynaklardan alınan aminoasitler vücutta bir araya getirilir ve o andaki ihtiyaca göre farklı türlerde proteinler yapılır. Daha sonra bu protein er yukarıda sözü edilen görevler için kullanılır.

Proteinler vücutta değişik görevler için kullanıldıktan sonra yıkılır. Yıkılma sonucunda protein yıkım ürünü olan üre, ürik asit, kreatinin adı verilen maddeler açığa çıkar. Bu maddeler vücut için zararlıdır ve sağlıklı kişilerde böbrekler tarafından idrarla dışarı atılır. Böbrek yetersizliği varsa söz konusu maddeler dışarı atılamaz ve kanda birikir; buna bağlı olarak da bazı hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtilerin hepsine birden, kısaca, ÜREMİ denir.

Yağların ve karbonhidratların yıkılması ile sayılan zararlı maddeler meydana gelmez.

İyi beslenmiş sağlıklı bir erişkinin vücudunda yaklaşık l l kg kadar protein vardır. Kişi yeterli miktarda besin ve kalori alamaz ise, vücut enerji ihtiyacını karşılamak için karaciğer, kas ve kalpteki proteinleri yıkar, böylece ileri derecede zayıflık ve kuvvetsizlik ortaya çıkar.

Sağlıklı bir erişkinin bir günde alması gerekli protein miktarı yaklaşık olarak kg başına l gr (örneğin, 70 kg'lık bir şahıs için 70 gr dolayında protein) kadardır. Bu miktar, karışık (hem bitkisel, hem de hayvansal proteinlerin alındığı) beslenme türü için geçerlidir. Eğer kişi sadece hayvansal protein alıyorsa, kg başına 0.75 gr. protein de vücut ihtiyacını karşılayabilir. Böbrek yetersizliği varsa bu miktarda proteinin yıkımı ile açığa çıkan üre, kreatinin gibi maddelerin temizlenmesi güç olur ve vücutta yukarıda sayılan zararı maddeler birikir. O nedenle böbrek hastalarında bir günde verilen protein miktarı toplam 30 - 40 gr'a (kg başına yaklaşık 0.5 - 0.7 gr'a) kadar indirilir.

Değişik türdeki etlerde (tavuk, balık, kırmızı et) ve peynirlerde yaklaşık %20 oranında protein vardır. Yani, kişinin 20 gr. protein alması için, yağsız ve kemiksiz 100 gr. et veya peynir yemesi gerekecektir.

KARBONHİDRATLAR:

Karbonhidratlar vücuda enerji sağlamak için kullanılır. Bitkisel gıdalarda fazla miktarda bulunur ve sebze ya da meyvelerin yenilmesi ile vücuda alınır. Ekmek, makarna, bisküvi, şeker, pirinç, patates, fasulye gibi tahıllar, sebze ve meyveler yanında süt ve yoğurt da önemli karbonhidrat kaynaklarıdır. Taneli sebzelerde genel olarak daha fazla karbonhidrat vardır. Bu tür gıdalar ülkemizde çok tüketilmektedir.

Karbonhidratların temelini oluşturan bitkisel gıdalarda fazla miktarda lif de vardır. Bu lifler kabızlığı, kalın barsak tümörlerini ve kan yağlarının yükselmesini önler; dolayısı ile çok yararlıdır. O nedenle sebze ve meyvelerin bol miktarda yenilmesi sağlıklı bir beslenme şeklidir. Yine aynı nedenle meyve suyu içmek yerine, meyvenin kendisinin yenilmesi daha yararlıdır. Kepekli ekmek yemek de değişik hazım bozuklukları için yararlı olur.

Tüketilen enerjinin %55 ile %70'i karbonhidratlardan sağlanır. Gereğinden fazla alınan karbonhidratlar vücudumuzda yağa dönüştürülür ve o şekilde depolanır; böylece de şişmanlığa neden olur.

Yoğun bir karbonhidrat kaynağı olan şekerin ve çok tatlı yiyeceklerin fazlaca alınması diş çürümelerine, damar sertliğine ve şişmanlığa yol açar. Bu tür besinler sağlıksızdır, tatlı gıdaları fazla miktarda yemekten kaçınmalıdır.

Bir günde alman karbonhidrat miktarı ortalama olarak 300-350 gr'dır.

Yapay Tadlandırıcılar

Fazla kalori alımı ve şişmanlığı önlemek için, şeker yerine değişik tadlandırıcıjar (sakkarin ve benzer eri) yaygın olarak kullanılmaktadır. Kullanılacak yapay tadlandırıcının türü için beslenme uzmanınıza veya doktorunuza danışınız; çünkü yapay tadlandırıcılarm cinsine göre günlük kullanılacak miktarları farklı olabilir.

Yapay tadlandırıcılar enerji içermeyen ve içerenler olarak ikiye ayrılır.

A.  Enerji içermeyenler:

1.   Aspartam   (Piyasa   adı:   Sanpa,   Diyet-tat,   Nutra-tat, Canderel, Sucridin) ve

2.    Sakkarin   (Piyasa   adı:   Sakkarin,   Hermesetas)   adlı maddelerdir.

Bazı tadlandırıcılar sakkarin yanında siklamat adı verilen bir diğer tadlandırıcıyı da içerir (Piyasa adı: Dulcaryl, Hermestaryl).

Bu maddelerin çok fazla miktarda alınması durumunda mesane kanseri yapabileceği konusunda şüpheler vardır; ancak bir günde kg başına 40 mg (yani tatlandırıcının içerdiği maddeye göre 50 - 100 tablet) aspartam hiç bir riske yol açmadan rahatlıkla alınabilir.

B.  Enerji içerenler:

Fruktoz, sorbitol, mannitol, ksilitol gibi maddelerdir. Bu maddeler tablet olarak satılmaz ancak bazı diyet reçel ve tatlılarının yapılmasında kullanılır.

Diyet ürünü satın alırken etiketinde neleri içerdiğini mutlaka okuyunuz.

YAĞLAR:

Yağlar yoğun şekilde enerji sağlayan maddelerdir. Tıbbi ve kimyasal yönden çok değişik yağlar vardır. Ama, günlük kullanımda yağ dediğimiz zaman tereyağı, margarin, sıvı bitkisel yağlar, ette, tavukta diğer kümes hayvanlarında ve balıkta bulunan yağlar kastedilir.

Yağ alınmasının asıl amacı vücuda enerji temin etmektir. Diyetin özelliğine göre, aldığımız kalorinin %20 ile %45 kadarı yağlardan sağlanır. Ayrıca, A, D, E, K vitamini gibi yağda eriyen vitaminler de bu besinlerle birlikte emilir. Yağlar midenin boşalmasını geciktirir, doyma duygusunu oluşturur. Tam yağsız bir diyetle doyma hissinin sağlanması çok güçtür.

Yağlar vücutta deri altında, karın zarında, kas lifleri arasında ve böbrekler ile yumurtalıklar çevresinde depolanır. 60 kg'lık bir insanda yaklaşık 9 kg kadar yağ deposu vardır. Şişmanlık yağ depolarının artması sonucunda ortaya çıkar.

Bu değerler yiyeceklerin içerdiği yağ ve dolayısı ile kalori miktarını belirtmek açısından önemlidir. Söz konusu gıdaların fazla alınması şişmanlamaya yol açar.

Hekiminizden zaman zaman "doymuş yağlar" ve "doymamış yağlar" sözlerini de işitebilirsiniz. Doymamış yağ terimi ile sıvı bitkisel yağlar (örneğin ayçiçeği yağı, soya fasulyesi yağı, mısırözü yağı) kastedilir. Bu tür yağların alınması sağlıklıdır. Doymuş yağ terimi ile de katı hayvansa yağlar (örneğin tereyağı, içyağı) kastedilir. Bu tür yağların alınması pek çok hastalığa zemin hazırlar.

Bir günde alınan yağ miktarı beslenme şekline göre, ülkeler ve bölgeler arasında büyük farklar gösterir. Sağlıklı bir erişkin günde yaklaşık 60 gr kadar yağ alır. Yemek alışkanlıklarına ve ailenin ekonomik durumuna göre değişmek üzere, bu yağın bir kısmı,et, tavuk, balık, yumurta, süt ve süt ürünlerinden, kalan kısmı ise bitkisel yağlardan elde edilir.

Yağların  kendi  içinde  pek çok alt grubu vardır.   Bunlar içinde adı en fazla geçeni ve toplum sağlığı açısından önem taşıyanı kolesteroldür.

Kolesterol:

Vücudumuzda çok önemli görevleri olan bir maddedir. Bir kısmı karaciğerde yapılır, diğer kısmı ise yiyecekler ile alınır. Kan kolesterol düzeyi belirli bir miktarı aşınca damar sertliği, kalp krizi ve beyin inmeleri için önemli risk faktörü oluşturur. Kan kolesterolünün %200 mg'm altında olması lazımdır. Bu miktar 250 mg'm üzerine çıkarsa zararlı etkiler için risk başlar.

Günlük konuşmalarda zaman zaman "iyi kolesterol", "kötü kolesterol" sözlerini de duyabilirsiniz. Bu terimlerdeki "iyilik" ve "kötülük" bizzat kolesterolle ilgili değil, ancak kolesterolü kanda taşıyan bazı proteinlerin düzeyi ile ilgilidir. Kolesterol taşıyan bu proteinlerin bir bölümünün (iyi kolesterol = HDL) artması damar kireçlenmesi riskini azaltır, diğer bölümlerin (kötü kolesterol = LDL, VLDL) artması ile ise damar kireçlenmesi riski artar.

 

Total Kolesterol
200'den az olmalı
= HDL
35'den fazla olmalı
+ LDL
130'dan az olmalı
+ VLDL
30'dan az olmalı

                       

Kolesterol niçin yükselir?

Kan kolesterolünün yükselmesine değişik faktörler etki eder:

1.   Ailevi  faktörler:   Bazı   ailelerin  çoğu  fertlerinde   kan kolesterolü yüksektir.

2.   Yaş ve cinsiyet:   Erkek ve  kadınlarda   20 yaşından itibaren kolesterol düzeyi artmaya başlar. Menopoz öncesinde kadınlarda   kolesterol   daha   düşük  olduğu   halde,   menopoz sonrasında erkeklerden  bile daha yüksek düzeylere tırmanır.

3.   Kilo  durumu:   Şişmanlarda   kolesterol   düzeyi   daha yüksektir.

4.   Diyet:   Fazla   yağlı   ve   kolesterol   içeren   gıdalarla beslenenlerde kan kolesterolü   daha yüksektir.

Alınan kolesterol miktarını olabildiğince azaltmak için, yemeklerde ve öğünlerde yağ kullanılacağı zaman zeytin yağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı gibi bitkisel sıvı yağlar seçilmelidir. Katı yağ kullanmak zorunluluğunda iseniz doymamış yağ asidi içeriği yüksek olan yumuşak margarinleri (Becel, Rama, vb) tercih ediniz.

Kolesterol  sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur; bitkisel gıdalarda bulunmaz.

Yumurta sarısı  kolesterol yönünden en zengin kaynaktır.

Bir günde alınan kolesterol miktarı 300 mg'dan daha az olmalıdır. Bu amaçla;

 Balık ve tavuğun beyaz etini, kırmızı ete tercih ediniz.

 Etli yemeklere ayrıca yağ eklememeye özen gösteriniz. Yemeklerde yağ kullanacağınız zaman zeytinyağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı gibi sıvı bitkisel yağları seçiniz.

 Katı yağ kullanmak zorunluluğunda iseniz yumuşak margarinleri   (buzdolabında   serteşmeden   yumuşak   kalanları) kullanınız.

Haftada bir veya en çok ikiden fazla yumurta yemeyiniz.

Organ etlerini (Sakatatlar: karaciğer, beyin, böbrek, dalak, dil, yürek, işkembe) çok seyrek (ancak 2-3 ayda l kez) yiyiniz.

Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi yiyeceklerden ve hazır gıdalardan kaçınınız.

Süt ve süt ürünlerini (peynir, yoğurt, ayran) vb. tüketirken yağsız olanlarını tercih ediniz; dondurmayı çok seyrek olarak yiyiniz.

Sigara içmeyiniz.

Beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği tercih ediniz.

Kabukları ile yenebilen sebze ve meyveleri, kabuklarını soymadan yemeyi tercih ediniz.

Ayak üzeri yenen hamburger, pizza, dönerli sandviç vb. yiyecekleri (fast food) olabildiğince az yiyiniz, bu yiyeceklerin hepsinde kolesterol oranı yüksektir; Bunlar yerine sebze yemeklerini veya ızgara yağsız etleri seçiniz.

Diyetin  posa  içeriğini arttırdı  iseniz mutlaka günde 6-8 bardak sıvı içiniz.

Düşük kolesterollü  bir diyete  başladıktan  2  ile  3   hafta sonra kan kolesterolü de azalmaya başlar.

Kan   kolesterol   düzeyini   azaltmanın   en   etkili yollarından biri de düzenli egzersiz yapmaktır. Haftada hiç değilse 3 gün, yarım saat süre ile yapılan egzersiz bu konuda yeterli olur. Egzersiz ayrıca  stresi  azaltır,  yüksek tansiyonun  normal düzeylere    gelmesine    yol    açar.     Daralmış damarların   hemen   yanında   yardımcı   küçük damarların gelişmesini sağlar.

Kan kolesterolü yüksek olanların, eğer içiyorlar ise, sigarayı bırakmaları, şişman iseler zayıflamaları lazımdır.

Tüm bu önlemler ile kolestolünüz düşmez ise, kolesterol düşürücü ilaçlar yarar sağlar.

SU, TUZ, DEĞİŞİK MİNERALLER VE VİTAMİNLER:

SU:
Vücudumuzun yarıdan fazlası (kadınlarda vücut ağırlığının % 55'i, erkeklerde %60'ı) sudan meydana gelir. 65 kg ağırlığındaki sağlıklı bir insanın vücudunda yaklaşık 36 - 40 kg su vardır. Su, hem organların yapısında yer alır, hem de kanın sıvı kısmını oluşturur, insanlar günlerce aç kalabildiği halde, susuzluğa bir kaç günden fazla dayanamaz.

Su ve diğer sıvı gıdalar yenilen değişik besinlerle, içilen su ve diğer içecekler ile vücuda girer; idrar, dışkı, solunum ve terleme ile kaybedilir. Sağlıklı kimselerde alınan ve değişik yollarla kaybedilen sıvılar arasında bir denge vardır.

Eğer alınan sıvı çok fazla ise ve yeterince atılamazsa (bu durum en sık böbrek yetersizliğinde görülür) vücutta su birikir. Böylece el, ayak, gözkapakları ve vücudun değişik yerlerinde şişlikler belirir ve başta nefes darlığı olmak üzere, değişik organlara ait hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bunun tersine, kaybedilen sıvı çok fazla ise (örnek olarak ishal ve şiddetli kusma durumunda) ve bunu karşılayacak kadar sıvı alınamazsa, tansiyon düşüklüğü, idrar miktarının azalması, ileri derecede halsizlik ve şuur bulanıklığı gibi belirtiler görülür.

Vücudumuzdaki suyun gerek fazlalılığı, gerekse eksikliği belli bir süre içinde tedavi edilemezse hayati tehlike ortaya çıkar.

TUZ:

Günlük kullandığımız sofra tuzu sodyum ve klor adı verilen iki atomun birleşmesinden meydana gelir. Tuz dengesi anlatılırken bu iki eleman, özellikle daha çok önem taşıyan sodyum kastedilmektedir.

Tuzun   bileşimindeki   sodyum'un   çok   önemli görevleri vardır. Sodyum, vücuttaki suyun dengesine (alınmasına, atılmasına, vücut içindeki dağılımına) katkıda bulunur; kan basıncının belirli düzeylerde tutulmasını sağlar ve elektriki özellikleri ile de değişik organların görev yapmasında hayati rol oynar.

Vücutta tuz dengesini ayarlayan en önemli organ böbreklerdir. Sağlıklı böbrekler fazla miktarda tuz alındığı zaman idrarla atımı artırır. Tersine olarak, az miktarda tuz alındığında idrara olan kayıp durdurulur ve denge sağlanır.

Kandaki tuz miktarının kısa süre içinde normale göre çok artması veya azalması, şuur bulanıklığı, adale krampları ve havale nöbetleri gibi belirtilere yol açar. Sürekli olarak fazla tuz alınması da tansiyon yüksekliğine neden olur.

Tuz (dolayısıyla sodyum), yediğimiz çeşitli besinlerin içinde mevcuttur. Ayrıca, yemeklerin veya içeceklerin içine fazladan eklenir. Bir günde alınan tuz miktarı coğrafi yöreye ve yemek alışkanlıklarına göre büyük farklılıklar gösterir. Ortalama olarak 6 ile 10 gr. dolayındadır. Eğer sofraya gelen yemeklere ek olarak tuz katılmazsa, günlük alınan miktar 10 gr.'ı geçmez.

Tuz perhizi:

Tuz, suyu vücutta tutan bir maddedir. Vücudumuzdaki tuz miktarının çok artması, su miktarını da artırır ve yukarıda bahsedilen su fazlalığı belirtilerine yol açar. Bu nedenle bazı kalp, böbrek ve karaciğer hastalarında ve yüksek tansiyonlu kimselerde alınan tuz miktarının azaltılması gerekir. Altta yatan hastalığın cinsine göre alınacak tuz miktarı farklılık gösterir.

Hafif derecede tuz perhizinde fazla miktarda tuz içeren besinlerden (turşu, zeytin, konserve vb.) kaçınılır, ekmek tuzsuz yenilir, ancak yemeklere normal miktarda tuz atılır. Bu durumda bir günde alınan tuz miktarı 4-4.5 gr civarındadır.

Orta derecede tuz perhizinde çok az tuz içeren besinler seçilir, hem tuzsuz ekmek yenir, hem de yemeklere tuz atılmaz; böylece bir günde alınan tuz miktarı 2-3 gr. dolayına indirilir.

İleri tuz perhizinde ise diyette öncelikle meyve ve meyve suları vardır, diğer gıda maddelerindeki tuzu da olabildiğince azaltabilmek için tüm besinler iyice yıkanır ve su içinde bırakılır, ancak daha sonra kullanılır. Bu rejimde günlük alınan tuz miktarı l gr veya altındadır, ileri tuz perhizi uzun süreli kullanım için elverişli değildir.

Çay, kahve, ıhlamur, adaçayı, kekik, koka kola gib içeceklerde ve sarmısak, nane, maydanoz, vanilya, biber, hindistan cevizi, bal, gibi yiyeceklerde hemen hiç tuz bulunmaz.

POTASYUM

Potasyum da, sodyum gibi, dokularda ve kanda bulunan bir maddedir. Değişik adalelerin kasılmasında (örneğin kol bacak adalelerinin hareketinde, kalbin kasılmasında) çok önemli rol oynar. Potasyumun, görevlerini tam olarak yerine getirebilmesi için kanda belirli bir düzeyde bulunması şarttır.

Potasyum besinlerle yeteri miktarda alınamazsa veya böbrekler ile ya da kusma ve ishal sonucunda barsaklardan kaybedilirse, vücuttaki miktarı azalır. Bu durumda halsizlik, iştahsızlık, ileri derecede kas zaafı, bir süre sonra da felçler ortaya çıkar. Bunun tersine olarak böbrek yetersizliğinde ve ilaçlarla fazla miktarda alınması halinde kanda potasyum düzeyi artabilir. Bu durumda da aynen eksiklik halinde olduğu gibi halsizlik, iştahsızlık, adale kuvvetsizliği ve felçler görülür.

Potasyum vücuda çeşitli besinlerle, (özellikle sebze ve meyvelerle) girer ve fazlası böbrekler ile dışarı atılır.

Sağlıklı bir kimsenin bir günde aldığı potasyum miktarı yaklaşık l ile 4 gr. kadardır.

İlerlemiş böbrek yetersizliğinde ve diyaliz hastalarında kan potasyumunda tehlikeli olabilecek yükselmeler görülebilir. O   nedenle   hastalar   değişik   besinlerdeki   potasyum   miktarı hakkında bilgi sahibi olmalıdır.

Günlük yaşamda böbrek hastaları için çok önem taşıdığından dolayı Tablo 4'de değişik yiyeceklerin potasyum içerikleri hakkında ayrıntılı listeler verilmiştir:

Tablo 4. Bazı Yiyeceklerin Potasyum İçerikleri (100 gr'da mg)

O mg potasyum içerenler: Yer fıstığı yağı, mısırözü yağı, zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, kuyruk yağı
50 mg'dan az potasyum içerenler: Şeker, sofra tuzu, sirke, nişasta, yufka, mutfak margarini, tereyağı, mayonez, salata sosu, yulaf çorbası
51-100 mg potasyum içerenler: Karpuz, konserve bezelye, konserve taze fasulye, reçel, pasta bisküvisi, %80 randımanı un, kek-pasta unu, ekmeklik buğday unu, sandviç ekmeği, irmik, pirinç, etsuyu tableti,beyaz peynir, lor peyniri
101-150 mg potasyum içerenler: Armut, elma, greyfurt, limon ,mandalina, çavdar ekmeği, peynirli kraker, tuzlu kraker, corn flakes, şehriye, krema, hazır ezogelin çorba, hazır sebze çorba, kaşar peyniri, yoğurt, yumurta
151-200 mg potasyum içerenler: Sosis, bütün tavuk, tavuk ciğeri, ahududu, ananas, ayva, böğürtlen, çilek, taze mürdüm eriği, greyfurt suyu, taze incir, kiraz, vişne, portakal, taze üzüm, salatalık, kuru soğan, kırmızı turp, sütlü dondurma, karamela, hazır işkembe çorbası, hazır domates çorbası, galeta unu, makarna, haşlama mısır, arpa, inek sütü
201-250 mg potasyum içerenler: Ördek eti, derişiz beyaz tavuk eti, beyin, böbrek, şeftali, taze bamya, taze biber, domates , taze fasulye, taze kabak, beyaz lahana, taze patlıcan, yeşi soğan, çavdar unu, salatalık turşusu, hazır bezelye çorbası
251-300 mg potasyum içerenler: Koyun eti, hindi eti, dana ciğeri, kırmızı erik, kavun, taze kayısı, nar, kivi, karnabahar, kereviz, kıvırcık, kuşkonmaz, kırmızı lahana, marul, taze mısır, şalgam, siyah turp, şekerli çikolata
301-350 mg potasyum içerenler: Kaz eti, iç bezelye, havuç, kış kabağı, kırmızı pancar, pırasa, bulgur, Hindistan cevizi (toz)
351-400 mg potasyum içerenler: Sığır eti, muz, tam un (%100 randımanlı), sade kraker, soya sosu
401-450 mg potasyum içerenler: Mantar, bademli çikolata, durum buğdayı, tahin, patates
451-500 mg potasyum içerenler: Ispanak, fıstıklı çikolata, aşurelik buğday
501-550 mg potasyum içerenler: Taze börülce, baş sarmısak
551-600 mg potasyum içerenler: Pancar yaprağı
600 mg'dan fazla potasyum içerenler: Avokado, kuru incir, şekersiz çikolata, Antepfıstığı, Ay çiçeği çekirdeği, Badem, Barbunya, Bamya (kurutulmuş), Bezelye, Börülce (kuru), Ceviz, Dereotu (kuru), Enginar, Fasulye (kuru), Fındık, Hurma, Ispanak, Kakao, Karanfil, Kayısı (kuru), Kepek, Kestane (haşlama), Kestane (kavurma), Maya (kuru), Maya (yaş), Maydanoz, Maydanoz (kuru), Mercimek, Nescafe, Nohut, Patates unu, Patates cipsi, Pekmez, Pestil (erik), Pestil (kayısı), Salça, Soya fasulyesi, Soya unu (yağlı), Soya unu (yağsız), Süt tozu (yağlı), Süt tozu (yağsız), Tahin, Tere otu, Toz karabiber, Toz kırmızı biber, Toz kimyon, Toz sarmısak, Üzüm (kuru), Yer fıstığı (kavrulmuş)

KALSİYUM:

Kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin sertliğini sağlayan, adalelerin kasılmasında, kanın pıhtılaşmasında, ve bir çok hormonun etkilerini göstermesinde rol oynayan önemli bir maddedir. Başta süt ve süt ürünleri olmak üzere değişik gıdalarla alınır.

Kanda kalsiyum eksikliği D vitamini yetersizliğinde,       böbrek ve       karaciğer       hastalıklarında, bazı hormonal bozukluklarda ve bazı ilaçlara bağlı olarak görülür. Bu durumda hastanın kaslarında istemsiz kasılmalar ile şuur bozukluğu gözlenir, uzun sürede kemikte zayıflık ortaya çıkar. Bazı durumlarda ise, kan kalsiyumu normalden daha yüksektir. Bu duruma D vitamini zehirlenmesinde, hormonal hastalıklarda, uzun süre hareketsiz kalan hastalarda, bazı tümörlere bağlı olarak ve belirli ilaçların kullanılmasından sonra rastlanır. Hastalarda iştahsızlık, bulantı, kusma, şuur bulanıklığı, kas zaafı görülür.

FOSFOR: Fosfor da, kalsiyum ile birlikte kemiklere çöker ve iskeletin dayanıklı olmasını sağlar. Başta hayvansal kaynaklı gıdalarda olmak üzere, doğada çok yaygın olarak bulunur, söz konusu besinlerle vücuda girer. Fazla fosfor böbrekler tarafından vücuttan atılır.

D vitamini eksikliğinde ve bazı mide ilaçlarının kullanımına bağlı olarak kan düzeyi azalabilir. Böbrek yetersizliğinde gereken miktarda fosfor atılamadığı için, vücutta birikir. Ayrıca, bazı hormonal hastalıklarda vücutta birikime uğrar.

Bir günde alınan fosfor miktarı yaklaşık l gr dolayındadır.

Yüksek fosfor içeren Gıdalar

Balıklar

Bulgur

Etler (koyun, dana vb.)

Kepek (Kepekli ekmek)
Kuru baklagiller
Kurutulmuş sebzeler (fasulye, bezelye)
Peynir (Kaşar, cheddar, gravyer, otlu peynir, rokfor)
Sakatatlar
Süt, yoğurt, süttozu,
Yağlı tohumlar (Badem, fıstık, ceviz vb.)


DEMİR:

Demir, kan yapımında çok önemli rol oynar. Bunun dışında, vücudumuzdaki pek çok hücrenin görevini yapabilmesi için demire ihtiyaç vardır.

Vücudumuzda   bulunan toplam   demir   miktarı   4   gr kadardır.

Demir vücudumuza değişik besinler ile girer. Demir eksikliği oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Gıdalarla yetersiz miktarda alma veya kaza, ameliyat, barsak kurtları, mide kanamaları, kadınlarda adet kanamaları veya doğum gibi çok değişik nedenlere bağlı kayıplar sonucunda demir eksikliği ortaya çıkar. Bu hastalarda, halsizik, iştahsızlık, yutma güçlüğü, tırnak kırılması, tırnağın çökük olması, çocuklarda büyüme gelişme geriliği ve kansızlık gibi bulgular görülebilir.

Öte yandan bazen çok sık kan verilmesi ile ve demir içeren ilaçların lüzumundan fazla kullanılmasıyla vücutta demir fazlalığı da meydana akabilir. Demir fazlalığı çok nadir olduğu halde, demir eksikliği hem ülkemizde hem de dünyada en sık rastlanılan besinsel eksikliktir. Bilinçli bir beslenme ile bu durumun önüne geçilebilir.

Erişkin için bir günde alınması gerekli demir miktarı ortalama l mg kadardır. Bu miktar, adet gören, çocuk emziren kadınlarda ve gebelerde 2 - 3 mg'dır.

DİĞER MİNERALLER VE VİTAMİNLER:

Sayılanların dışında, magnezyum, çinko, iyot, flor, kükürt, gibi değişik mineraller ve fofık asit, A, D, E, K, B grubu (Bl, B2, B6, B12) ve C vitamini gibi vitaminler organlarımızın düzenli ve sağlıklı çalışabilmesi için şarttır.

Bu maddelerin eksikliği veya fazlalığında değişik hastalık belirtileri ortaya çıkar.

SEVGİLERİ PAYLAŞMAK HAYATI PAYLAŞMAKTIR BUNU BİZİMLE HİSSEDİN

Böbrek transplantasyonu canlı veya kadavra donörlerden yapılır. Aralarında kan bağı olan akrabalardan alınan böbrekler genellikle hastanın vücudu ile daha iyi uyum gösterir. Bu tür canlı vericilerden yapılan ameliyatlarda, hasta ve böbrek donörü önceden ayrıntılı olarak hazırlanır ve en uygun şartlar oluştuğunda transplantasyon gerçekleştirilir. Onun için, canlı vericilerden yapılan transplantasyonun başarı şansı daha fazla, ameliyat riski daha azdır. Bununla beraber, kadavra böbreği bekleyen hastaların transplantasyon ünitesine başvurmaları sırasında tüm incelemelerinin ayrıntılı biçimde yapılması ve yeni ilaçların uygulama alanına girmesiyle kadavra donörlerden yapılan transplantasyonların da başarı şansı canlı donörlerden yapılanlara yaklaşmıştır.

Ameliyat sırasında nakledilen böbrek, kasığın hemen üzerine, sağ veya sol tarafa yerleştirilir. Bu böbreğin atardamarı karın alt kısmında bulunan büyük bir atardamara, toplardamarı da yine karnın bu kısmında bulunan büyük bir toplar damara dikilir. İdrar borusu ise mesaneye ağızlaştırılır.

Uygun şartlarda tüm bu ameliyat 2-4 saat kadar sürer. Her ameliyatın kendine göre riski olduğu gibi böbrek nakli ameliyatının da riski vardır. Fakat gelişen yeni teknikler sayesinde ameliyat sırasında ölüm oranı %1'in altına inmiştir.

Ameliyat sonrasında, genellikle canlı vericilerden alınan böbrekler hemen çalışmaya başlar ve bir daha diyalize girme gereksinimi kalmaz.

Kadavra vericilerden yapılan transplantasyonlardan sonra ise, yeni böbreğin çalışmaya başlaması bazen 2-3 hafta kadar gecikebilir. Bu süre içinde destekleyici diyaliz tedavileri uygulanır, böbrek yeterli olarak çalışmaya başladığında ise diyaliz tedavisine son verilir.

Ameliyattan sonra hastanede kalma süresi her şeyin normal geliştiği ve sürdüğü koşullarda, ortalama 2-4 hafta kadardır.

Rh kan grubu tipi
organ nakli sırasında önem taşımaz.

A ve B gruplu bireyler kendi gruplarından kan taşıyan bireylere organ verebilirler veya onlardan organ alabilirler.

* 0 Kan Grubu 0 Kan Grubundan Organ Alabilir

0-A-B-AB Kan Grubuna Organ Bağışlayabilir


* A Kan Grubu A-0 Kan Gru.dan Organ Alabilir

A -AB Kan Grubuna Organ Bağışlayabilir


* B Kan Grubu B-0 Kan Gru.dan Organ Alabilir

B -AB Kan Grubuna Organ Bağışlayabilir


* AB Kan Grubu 0-A-B-AB G.dan Organ Alabilir

AB Kan Grubuna Organ Bağışlayabilir

Transplantasyonlarda kan grubu dışında, ayrıca organları oluşturan hücre ve dokular arasında da iyi bir uyum olması şarttır. Doku uygunluğu testleri; bireyin vücudundaki doku ve organların yapı olarak bir diğer bireyin doku ve organlarına benzer olup olmadığını araştırır. İki bireyin dokuları birbirine ne kadar benziyorsa nakledilen organın, hastanın vücudu tarafından reddedilmesi olasılığı da o kadar azdır. Tek yumurta (birbirinin tıpatıp aynı olan) ikizlerin arasında yapılan organ nakillerinde red söz konusu değildir. Genellikle anne ve babaların dokuları, çocukları ile kısmi bir uyum gösterir. Kardeşler arasında ise; tam uyum, veya orta derecede uyum gözlenebilir, bazen de tam bir doku uyumsuzluğu ile karşılaşılabilir.

Organ Bağışından Önce Donörlerde Yapılan İncelemeler

1. Fizik Muayene: Yalnızca böbrekleriniz değil, tüm organ ve sistemleriniz ayrıntılı bir muayene ile gözden geçirilecektir. Bu muayene sırasında herhangi bir hastalık saptandığında mümkünse tedavi edilecek, ancak daha sonra organ bağışlamanız gündeme gelecektir.

2. İdrar İncelemesi ve Böbrek Fonksiyon Testleri: Böbrekleriniz kesinlikle sağlıklı olduğundan emin olmak için, başvurunuzun ilk günlerinde arka arkaya pek çok kez idrar incelemeleri ve böbrek fonksiyonu testleri yapılacaktır. Böbreklerinizin görevinde herhangi bir aksama varsa, sağlığınızı tehlikeye atmamak için, organ bağışında bulunmamanız önerilecektir.

3. Kan İncelemeleri: Yapılacak çeşitli kan tahlillerinin normal bulunması; sağlıklı olduğunuz, organ bağışında bulunabileceğiniz ve bu nedenle ileride daha az sorunla karşılaşabileceğiniz belirtmesi açısından önemlidir.

4. Bakteriyolojik İncelemeler : Bulaşıcı bir hasta-lığınız varsa, bu hastalığa neden olan mikroplar, böbrek nakli sırasında alıcıya da geçerek ameliyat sonrasında sorunlara yol açabilir. Bu nedenle idrar ve boğaz kültürleri yanında, değişik kan tahlilleri de yapılarak bulaşıcı bir hastalığınızın olmadığından emin olunmalıdır. Bu tür bir hastalık saptandığında, tedaviye başlanacak ve sağlığınızı tekrar kazandığınızda organ bağışınız kabul edilecektir.

5. Radyolojik İncelemeler:

Göğüs Filmleri: Akciğerinizde herhangi bir hastalığın varlığını ortaya koymak için çekilir.

Böbrek Filmleri: Damardan özel bir ilaç verilerek çekilen bu filmler, böbreklerinizin yapısını, normalin dışında bir durumun olup olmadığını gösterir ve hangi böbreğin alınacağı konusunda hekiminizi bilgilendirir.

Anjiografi: Kasıktan sokulan ince bir boru yardımı ile, böbrek damarlarını görebilmek için çekilen bir filmdir. Bu filmde alınacak böbrek ve ameliyatın yönlendirilmesi konusunda hekime yardımcı olur.

6. Diğer İncelemeler: Sağlığınızı genel anlamda gözden geçirmek ve ameliyat esnasında herhangi bir sorunla karşılaşmamanızı sağlamak için, bu sıraladığımız incelemeler yanında elektrokardiografi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya gerektiğinde daha başka özel inceleme ve testler de yapılabilir.

Sayılan tüm bu incelemelerin
normal sınırlar içinde bulunması
ve doku gruplarınız arasında
yeterli uyumun saptanması
halinde organ bağışınız
kabul edilecektir.

Transplantasyon Öncesinde Hastaların Dikkat Etmesi Gereken Noktalar

1. Beslenme: Diyaliz tedavisi döneminde de beslenme çok önem taşır. Ancak transplantasyon sonrasında, özellikle ilk aylarda, yüksek dozlarda kullanılan ilaçların vücudunuz üzerinde olumsuz etkileri önleyebilmek için transplantasyon öncesinde yiyeceklerinize daha fazla önem göstermeniz gerekecektir.

Bu dönemde et, süt, yumurta, peynir gibi hayvansal gıdaların alımı ön planda tutulmalıdır.

2.Diş Bakımı: Çürük dişler veya diş etlerindeki iltihabi hastalıklar transplantasyon sonrasında bazen önemli sorunlara yol açabilir. Bunu önleyebilmek için 3-6 ay gibi aralıklarla diş hekimine gitmeniz ve gereken tedavileri yaptırmanız yararlıdır.

Diş çürümelerini önlemek için dişlerinizi düzenli bir şekilde fırçalamaya önem göstermelisiniz.

3. İnfeksiyon Hastalıklarından Korunma: Transplantasyon sonrası dönemde uygulanacak tedaviler İnfeksiyon hastalıklarının daha ciddi seyretmesine neden olabilir. Bu nedenle ameliyat öncesinde herhangi bir bulaşmayı önlemek için ateşli ve bulaşıcı hastalığı olan bireyler ile aynı ortamda bulunmamaya dikkat ediniz.

Ailede bulaşıcı hastalığı olan bir kimse varsa, kişisel eşyalarınızı (tabak, çatal, havlu, jilet vb.) ayırınız. Transplantasyon öncesinde böyle bir hastalık ortaya çıkarsa ameliyatınızın ertelenmesi gerekebilir.

4. Kadavra Transplantasyonu Hazırlık Polikliniği Kontrolleri: Polikliniğe ilk kez başvurduğunuzda, kadavra böbreği bekleme listesine yazılacak ve bundan sonra belli aralıklarla kontrollere gelmeniz önerilecektir. Her gelişinizde bir sonraki kontrol için randevu alınız.

Sizce önemsiz bile olsa her türlü yakınmanızı poliklinikte kontrolünüzü yapan hekime,
ya da diyaliz hekiminize
mutlaka bildiriniz.

5. Doku Grubu Tayini Labaratuvarındaki Kan Kontrolleri: Kadavra böbreği bekleme listesindeki hastalar belli aralık ile transplantasyon ünitesine çağırılacaktır. Yapılacak incelemelerde kanlarında organ reddine rol oynayabilecek özel maddeler gelişip gelişmediği kontrol edilecektir.

Çağırıldığınız tarihte mutlaka
kontrole gereken kan testlerinizi
yaptırınız.

Böbrek Donörleri İçin Temel Bilgiler

Sevdiğiniz birine iyilik yapmak, yardım edebilmek her zaman için güzel bir duygudur. Üstelik kendi vücudunuzdan bir organı bağışlayarak sevilen yakının iyi bir yaşam sürmesini sağlamanın mutluluğu hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

Unutulmaması gereken bir nokta, her iki böbreğin de sağlıklı olduğu durumda tek bir böbreğin gereksinimlerinizi hiçbir soruna yol açmadan süresiz karşılayabileceğidir.

Bu güzel duygulara rağmen, böbreklerinizden birini bağışlamak ilk anda sizi tedirgin edebilir ve ileri dönemde kendi sağlığınızı nasıl etkileyeceği yönünden endişelere kapılmanıza neden olabilir. Bu konuda unutulması gereken bir nokta, her iki böbreğin de sağlıklı olduğu durumda tek bir böbreğin gereksinimlerinizi hiçbir soruna yol açmadan süresiz karşılayabileceğidir.

Böbrek bağışına karar verdiğinizde öncelikle sizin sağlığınızın zarar görmemesi için çok ayrıntılı incelemeler yapılacak, ancak daha sonra organ bağışınız kabul edilecektir. Bu incelemeler sırasında en küçük bir tereddüt oluşursa, durum size ve hastanıza bildirilerek başka bir donör aranması yoluna gidilecektir.

Kısaca, eğer hekiminiz organ bağışlamada sakınca görmüyorsa bir böbreğinizi gönül rahatlığıyla hastanıza verebilirsiniz.

Bu durum sizin normal yaşam sürenizde hiçbir değişiklik yapmayacaktır.

Böbreğinizi bağışlamanız için herhangi bir üst yaş sınırı yoktur. 65 yaş üzerinde genelde tüm organlar ile beraber böbreklerde yaşlanır ve kısmi fonksiyon bozuklukları daha sık görülür. Yine de çoğu kez bu yaşın üzerinde kimselerin de böbrekleri de tamamen sağlıklı bulunarak organ bağışlamalarına izin verilir.

18 yaşından küçük bireylerin canlı böbrek verici olmaları tıbben mümkündür. Ancak toplumsal değer yargılarını da göz önünde tutarak, bu yaşın altındaki bireylerin organ bağışını kabul etmemeleri daha doğrudur.

Yapılacak incelemeler sonucunda, o an için böbrek fonksiyonlarınız yeterli bulunsa bile, daha öncede ciddi bir böbrek hastalığı geçirmiş olmanız, tansiyonunuzun yüksek olması, şeker hastalığı olduğunuzun saptanması durumunda uygun bir donör olmadığınız size bildirilecektir. Hastanızı böbrek yetersizliğine götüren neden ailevi özellik taşıyorsa en az 30 yaşında olmanız ve yapılacak incelemeler sonucunda bu böbrek hastalığına ait hiçbir belirtinin sizde saptanmaması gereklidir.

Böbrek nakli yapılabilmesi için alıcı ve verici arasında, öncelikle kan gruplarının uyumlu olması şartı aranır. Kan grupları başlıca 0,A,B ve AB olarak dörde ayrılır. O kan grubunda olan bir şahıs her tip kan grubuna (0,A,B ve AB) organlarını bağışlayabilir. AB kan grubundan olan bir hasta ise her dört kan gruplu vericiden organ alabilir.

Transplantasyon Adayı Hastalar İçin Bilgiler

Böbrek nakli yapılacak hastalar için kesin bir üst yaş sınırı yoktur. Ancak 65 yaşın üzerindeki hastalarda, ameliyat sonrası sorunlar daha sıklıkla geliştiği için, bu hastalara diyaliz tedavisine devam etmelerini önermek daha yerindedir.

Transplantasyondan sonra, takılan böbreğin reddini önlemek için verilecek ilaçlar vücut direncinizi ve savunmasını azaltacaktır. Bu nedenle yakın zamanda geçirilmiş bulaşıcı bir hastalık söz konusu ise bu hastalık tamamen iyileşene kadar ameliyat olmanız sakıncalıdır.

Kanser olan kişilere de böbrek nakli yapılabilir. Ancak bunun için önceden yeterli bir tedavi uygulanmış olması ve en azından 1 yıl süre ile hastalığın tekrarlanmadığının saptanması gereklidir.

Böbrek yetersizliğine yol açan bir kısım hastalıklarda, takılan böbrekte de aynı hastalık nüksedebilir. Bu nedenle bazı diyaliz hastalarında transplantasyon bir süre için geciktirilir.

Yakın zamanda kalp krizi veya kısmi felç geçirilmiş olması da ameliyatın ertelenmesini gerektirir. Söz konusu hastalıkların yeterince tedavi edilmesinden sonra böbrek nakli tekrar gündeme gelebilir.

Önemli olan bir başka konu da, transplantasyonun maddi giderleridir. Bu tedavi şeklinde, ameliyat sonrasında böbreğin reddini önlemek için yaşam boyunca özel ilaçlar uygulanır. Bu ilaçların bir kısmı yurt dışından getirilmektedir ve oldukça pahalıdır.

Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu'na bağlı ya da devlet memuru olan hastaların tedavi ve ilaç giderlerini ilgili kurumlar karşılamaktadır.

Ancak sosyal güvencesi olmayan hastaların, oldukça yüklü olan tedavi ve ilaç giderlerini karşılamaları zordur. Bu yüzden hastaların sağlık güvencesine kavuşmaları mutlaka gereklidir.

Transplantasyondan Önce Hastalara Yapılan İncelemeler

1. Fizik Muayene: Böbrek transplantasyonuna aday olabilmeniz için önce hekiminiz sizi ayrıntılı olarak muayene edecektir. Genel bir muayenenin yanı sıra; kulak burun boğaz, diş ve kadın hastalar için, jinekolojik muayene de gereklidir. Sayılan muayenelerde herhangi bir sorun ortaya çıkarsa, önceden bunların tedavi edilmesi, ameliyat sonrasında oluşabilecek önemli sorunları önleyecektir.

2. Kan İncelemeleri: Diyaliz tedavinizin yeterliliği, karaciğer fonksiyonları, kan sayımı, vücudunuzda sarılık ya da başka bulaşıcı hastalıklara yol açabilen virüslerin varlığı hakkında hekiminize bilgi verecektir.

3. Bakteriyolojik İncelemeler: Ameliyattan sonra ve reddi önlemeye yönelik tedavilerin vücut direncinizi azaltabileceği daha önce belirtilmişti. Yapılan bakteriyolojik incelemeler, olası bir infeksiyon kaynağını bulmaya yöneliktir. Alınan kültürlerde mikrop üremesi halinde gerekli tedaviler yapılır ve ancak vücudunuz infeksiyondan arındırıldıktan sonra transplantasyon yapılmasına izin verilir.

4. Radyolojik İncelemeler:

Göğüs Filmi: Kalbinizin görünümü, akciğerlerinizde herhangi bir hastalık bulunup bulunmadığını kontrol etmek açısından gereklidir.

Mide Filmi: Midede herhangi bir rahatsızlığın varlığını saptamak ve gerektiğinde transplantasyon öncesinde tedavi edebilmek için önemlidir.

Çünkü ameliyat sonrasında uygulanan ilaçlardan bazıları mideye zarar verebilir ve var olan bir ülserin kanamasına neden olabilir.

Mesane Filmi: Bazı hastalarda idrar yaparken, mesaneden idrar borularına ve böbreğe doğru bir taşma ortaya çıkabilir. Bu durum idrar yolu iltihabına yol açabilir. Onun için hastalara idrar sondası takılarak çekilen filmler ameliyat öncesi değerlendirmede önem taşır ve bazen hastanın kendi böbreklerinin çıkarılmasını gündeme getirebilir.

Anlatılanlar dışında, genel sağlık durumunu kontrol etmek için EKG, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi gibi başka testler de gerekebilir. Bu tür incelemeler söz konusu olduğunda hekiminiz size daha ayrıntılı bilgi verecektir.